Haziran 2018Akşam serinliği, güneşin batmaya ve gökyüzünün turuncu-sarı arasındaki o rengi almaya başladığı vakitlerde kendini göstermeye başlamış, Ankara'nın bunaltıcı sıcaklarının ardından insanların biraz da olsa gün yüzü görmesini sağlıyordu. Burak, yanında kendisi kadar suratsız ve sessiz bir biçimde yürüyen arkadaşına kaçamak bakışlar atarken nereye gittiklerini sormamak için kendi içinde savaş veriyor gibiydi. Tüm gün güneşin altında basketbol sahasında koşturmaktan enerjisi tükenmişti ve gittikleri yol bitecekmiş gibi durmuyordu, düşmüş omuzları eşliğinde hantal hantal yürürken gözündeki gözlüğü düzeltip yola odaklanmaya karar vermişti. Yol boyunca Tuna’nın kendisine bahsettiği çocuğu düşünüp durmuştu ama kafasında net bir tip oluşturamamıştı, Tuna’nın çocukluk arkadaşı Kaan ile tanışmak için bunca yolu yürümeye değer miydi emin değildi."Daha ne kadar yürüyeceğiz, bir yere oturalım yeter arkadaşın bize doğru gelsin."Burak daha fazla içinde tutamadığı isyanı dillendirdiğinde yürümeyi de kesmiş, bulundukları ara sokaktaki kaldırıma oturup bacaklarını öne doğru uzatmıştı. Henüz eve gidip yemek bile yiyememişken Tunahan'ın yersiz ısrarları sonucunda yola koyulmuşlardı ve bu kadar yorgunken tanışacağı çocuğun kendisi hakkındaki düşüncelerinin ne yönde olacağını az çok tahmin edebiliyordu; rahatsız edici derecede huysuz, suratsız, keyifsiz ve sıkıcı. Kendisini birkaç kelime ile tanıtması gerekse muhtemelen bunlar seçtiği en nezih ve uygun kelimeler olurdu."Ufak çocuk gibisin oğlum ya, mesaj attım şimdi o da zaten sıkılmış bu tarafa doğru yürüyormuş, şimdi gelir. Çok eğlenceli çocuk Kaan iyi anlaşırsınız."Tuna’nın sözlerini yarım yamalak dinleyen Burak onay verircesine başını sallarken susuzluktan boğazının neredeyse ağrımaya başladığını yeni yeni fark ediyordu. Oturduğu kaldırımdan kalkıp üzerini silkeledikten sonra arkadaşına markete kadar gidip geleceğini söyleyip yolun karşısındaki zincir markete koşturmuş, söylenmeyi ihmal etmeyerek markete girmişti.
"Geri zekâlı ya, boş boş bir saattir yol yürüyorum kör müsün sal beni yorgunum."
"Naber Burak?""Ee.. İyidir, senden naber?""Ben de iyi ya.""İyiymiş."Aralarında geçen garip ve kısa konuşmanın ardından ortam sessizliğe gömülmüştü. Üçlü sokakta ilerlerken Burak sık sık etrafta parlak ışıklandırmalarla süslenmiş dükkânları inceliyordu, tabii bu incelemeler sırasında gözleri ufaktan Kaan'a kaymıyor değildi. İnsanlarla tanışmak, arkadaş olmak ve bu dinamiği koruyabilmek Burak'a göre fazlasıyla efor gerektiren şeylerdi ki bundan dolayı çevresinde çok fazla arkadaşı olmadığını düşünüyordu. Okulda genel olarak öğretmenlerinin gözüne girmiş başarılı bir öğrenci oluşu sayesinde ismi orada burada duyulan bir çocuktu fakat bunun dışında pek numarası da yoktu.Yürüme faslı en nihayetinde son bulduğunda geldikleri yer olabilecek senaryolardan en klasiği olan Kuğulu Park'tan başka bir yer değildi, insanların ortak buluşma alanlarından birisi çünkü bu parktı. Kendilerine oturabilecekleri uygun bir çardak bulan üçlü vakit kaybetmeden çardağa yerleşmiş ve aptal aptal birbirlerini izlemeye başlamışlardı, Tunahan'ın bu iki asosyali bir araya getirmesinin nedeni tartışılırdı çünkü ne Kaan ne de Burak konuşacakmış gibi durmuyordu. Burak'ın gözleri ara ara Kaan'a, oradan da kuğular için özel olarak ayarlanmış göle kayıyordu. Birinin konu açması gerektiği durumunu kabullenen Kaan biraz güç de olsa kendini toparlayıp konuşmaya başlamıştı."Ee Burak, hangi bölümden ilerlemeyi düşünüyorsun?"Kendisine yöneltilen soru eşliğinde bakışları vakit kaybetmeden Kaan'ı bulan Burak, kendisine merakla bakan çocuğun sorusunu cevaplandırmaya yönelmişti hemen."Şey, sayısaldan ilerleyeceğim sanırım. Annem ve babam benim için bu kararı çoktan verdiler zaten ama benim de isteğim o yönde olduğu için benim adıma karar almalarını çok sorun etmiyorum."
Kaan duyduklarına karşılık başını olumlu anlamda sallayarak sessizliğini korurken içinde oluşan karmaşaya engel olamamıştı, kendisinin de aynı durumları yaşamış olduğundan mıydı emin olamıyordu, yalnızca sonucunda Burak'ın isteği bir bakıma gerçekleştiği için sevinmişti. Bir de istemsizce içinden neden 'Senin planların ne?' gibisinden bir soru almadığı için söylenmeye başlamıştı, o da bir şeylerden bahsetmek istiyordu. Burak'ın kendisine hâlâ öylece bakmayı sürdürdüğünü görünce kendisinden bahsetmesi gerektiğinin bilincini kazanarak ve kendini aptal gibi hissederek konuşmaya başlamıştı."Ben aslında güzel sanatlara gitmek istiyordum ama bir şeyler ters gittiği için Anadolu’dayım işte, ne yapacağım hakkında pek bir fikrim yok ama çizimden ilerlemek istiyorum."Burak, sessiz sakin bir şekilde Kaan'ın söylediği kelimeler ardından yüzünde oluşan mimikleri seyrediyordu; ara ara kaşları kalkıp inerken bir yandan gözlerini yuvarlayışı, istediği liseye gidemediğini söyledikten sonra yüzünde oluşan mahcubiyet gülüşü... Hayatında neredeyse kimseye karşı duymadığı o garip ve bir o kadar buruk hüznü şimdi tanışalı henüz bir saat anca olmuş bu çocuğa karşı duyduğunu fark eden Burak kendisine şaşırmıştı, nedenini anlamlandıramıyordu. Kaan'ın sabah akşam ders çalışmak dışında bir hedef edinmiş olması, kendisiyle ne kadar zıt olduğunu hissettirmişti. Burak hiçbir zaman eline doğru dürüst bir enstrüman almamıştı ya da önüne resim defteri açıp bir şeyler karalamamıştı. Yalnızca müzik dersinde çaldığı flüt vardı, o da zaten yarım yamalak bile denemeyecek kadar başarısızdı. Tek hobisi basketbol ve arada oynadığı bilgisayar oyunlarından ibaretti.“Anlıyorum.”Burak, yorgun denebilecek bir biçimde iç çektikten sonra arkasına yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirip ağrılı ayaklarını öne uzatmıştı. Kendisine hayattaymış gibi hissettiren tek şeyin gittiği kurs sonrası ayaklarına vuran ağrı olduğunu bilmek canını sıkıyordu. Ortamın sessizliğini bölen şey Tuna’nın zırıl zırıl çalmaya başlayan telefonu olunca gözler bir anda Tuna’ya dönmüştü, çocuk bir şey demeden elindeki telefonla ayağa kalkıp uzaklaşmaya başlamıştı. Hararetli bir konuşma olacağı kesindi çünkü Tunahan neredeyse otuz metre kadar uzağa doğru koşturmuştu. İkili şimdi baş başa, ne konuşmaları gerektiğini bilmeden birbirlerine bakıyordu. Burak karşısındaki çocuğun beklenti ve neredeyse konuşma isteği ile baktığını görebiliyordu, bir şeyler anlatmaya başlayıp sabaha kadar konuşabilecek potansiyele sahip birine benziyordu Kaan. Bir de... Yüzünde şapşal bir ifade vardı genel olarak, istemsiz bir şekilde sevimli geliyordu göze, yani Burak’ın gözünde öyleydi.“Yarın bowlinge gidelim mi? Tunahan beni aceleyle sürükledi ama ne bir plan yapmış ne de başka bir şey. Normalde bu kadar sessiz değilim ama kurstan yorgun çıktığım için böyle oldum kusura bakma sen de.”
Kendisinden beklenmeyen performansı sergiledikten sonra gülümseyen bir yüz ile Kaan’ı seyreden Burak, ‘sessiz olma’ konusunun yalan olduğunu Kaan anlamış mıdır diye içten içe düşünmeden edemiyordu; hayatı boyunca kendinden daha sessiz ve sıkıcı bir insan daha tanımamıştı çünkü. Neden böyle bir teklifte bulunduğunu bilmiyordu, o an yalnızca karşısındakinin gülümsemesinin devamı gelsin istemişti ve öyle de olmuştu. Kaan’ın kaşları aldığı teklif ile şaşkınca havaya kalkarken hiç düşünmeden başını sallayarak onaylamıştı bu plânı, Tunahan ile takılmaktan içi dışına çıktığından yeni bir arkadaş edinecek olmanın mutluluğunu yaşıyordu.“Olur, gidelim. Ayrıca ne kusuru ya, Tuna’nın hayvanlığı işte.”Kaan da aynı Burak gibi gülümseyerek konuşmuştu, bu heyecanın tek sebebinin yeni bir arkadaş edinmek olup olmadığından emin değildi fakat kendini gerçekten mutlu hissetmişti.
“Anlaştık o zaman, yarın akşam beş altı gibi buluşalım mı? Ha bir de numaranı alayım ben senin.”
Kaan, Burak ile ikinci kez görüşeceklerine bile ihtimal vermemişken şimdi karşısındaki oğlanın kendisine telefon numarası sormasına şaşırmış, şaşkınlığını dışarı vurmamaya çalışarak cebindeki telefonu dikkatlice çıkartıp arama kısmına girmişti. Bu durum Burak’ın gözlükleri üzerinden Kaan’a bakmasına neden olurken Kaan da Burak’ın bakışlarını fark etmiş, elinin birini ensesine atıp gülmüştü.“Ne bakıyo’n öyle? Telefon numaramı karıştırıyo’m bazen anneminkiyle sen söylesene numaranı ben yazayım.”Burak gülerek başını sallamış, telefon numarasını söylerken gözleri Kaan’ın telefonunun kırık ekranına kaymıştı.“Telefona n’oldu?”“Ha? He, şey ya kırıldı. Babamla atıştık da o zaman fırladı.”Kaan, bakışları telefonuna indiğinde kendini mahcup hissederek hızlıca yazdığı numarayı kısacık çaldırmış, telefonunu tekrar cebine atmıştı. Babasıyla yaşadıkları kavgayı hatırlayıp kendi kendine telefonunun kırılmasına anlık olarak sinirlendikten sonra hiçbir şey olmamış gibi kendisini seyreden Burak’a çevirmişti bakışlarını. İkili bir süre boş bakışlarla birbirini seyrettikten sonra ilk harekete geçen Burak olmuş, kolundaki saate baktıktan sonra etrafta göz gezdirip ayağa kalkmıştı.“Hadi yürüyelim biz, Tuna gelmeyecek galiba.”“Olur olur, gidelim.”
Kaan ve Burak, Tuna’dan ümidi kesip ayaklanmalarının ardından yavaş adımlarla parkın içinde yürümeye başlamışlardı, Burak ara ara yan gözle Kaan’a bakıp önüne dönerken bir şeyler konuşup konuşmama arasında kalsa da aklına konuşabileceği hiçbir şey gelmiyordu. Sessizlik böyle sürerken Burak elini cebine atıp sigara paketini çıkartmış, Kaan’ın bakışları yanındaki oğlanın hareketlerine kaymıştı.“Ana, sen sigara mı içiyo’n?”“Hı, niye?”“Ne bileyim, dışardan içecek birine benzemiyo’n.”“Sen içiyor musun?”“Arada...”Burak, kendisi için bir sigara aldıktan sonra paketi Kaan’a uzatmış, Kaan duraksayıp pakete yönelmişti. Sigara içme geçmişi babasından görüp merak etmesi ve gece babası uyurken adamın paketinden çaldığı sigarayı yakıp öksürük krizine girmesinden ve ara sıra salak arkadaşlarının yanında içiyormuş gibi yapmasından ibaretti. Burak’a hangi sebeple ‘arada’ sigara içtiğini söylemesini sorgulayarak paketten bir dal çıkartmaya çalışırken birkaç sigarayı daha yere düşürdüğünde bakışlarını kaldırıp Burak’a bakmış, sonra hemen eğilip sigaraları toplamaya başlamıştı.“Ne malım.”
Yolun kalanı oğlanların dışarıdan bakınca boş sohbetmiş gibi duran ama aslında birbirlerini birazcık daha tanımalarına yardımcı olan muhabbetleri eşliğinde geçmiş, ikisi de yolun nasıl geçtiğini anlayamamıştı. Normalde çevresindeki insanlara karşı fazlasıyla sıkılgan bir tavır takınan Burak yol boyunca susmamış, Kaan bir şeyler anlattıkça devamı gelsin diye konu üzerine konu eklemişti. Yollarının artık ayrılacağı kısma geldiklerinde ikili duraksamış, Burak Kaan’a elini uzatmış ve konuşmaya başlamıştı.“Tekrardan çok memnun oldum.”
Kaan kendisine uzanan eli tutup sıktıktan sonra hafifçe yukarı aşağı ellerini sallamaya başlamış, o sıra konuşmayı da ihmal etmemişti.
“Ben de çok memnun oldum, mal Tuna’nın mal arkadaşları gibisindir diye düşünmüştüm yalan yok.”
“Değil miymişim?”“Yoo, değilsin işte.”Burak gülerek Kaan’ın hala büyük bir ısrarla yukarı aşağı hafifçe salladığı ellerine birkaç saniye bakmış, sonra bakışlarını karşısındaki oğlanın yüzüne tekrar çıkartmıştı.“Yarın buluşuyoruz o zaman? Tuna’ya haber verelim mi, bir anda ortadan kayboldu ama?”“Ben ona söylerim, gelirse gelir gelmezse de gelmesin bir sürü abidik gubidik arkadaşı var onun belki onlara söz vermiştir.”Burak başını sallayarak Kaan’ı onaylamış, bakışlarıyla hala birbirini sıkıca tutan ellerini işaret etmişti.
“Biraz ‘çok’ memnunsun tanıştığımıza galiba.”Burak’ın sözlerinin ardından Kaan elini Burak’ın elinden ayırıp gülmüş, cebine sıkıştırdığı kablolu kulaklığının dolaşmış yerlerini çözerken başını sallamıştı.“Aynen aynen öyle oldu, kaçıyım ben anam laf eder bi’ ton.”“Dershaneden erken çıkacağım yarın, ben sana oranın konumunu atayım oradan birlikte çıkalım olur mu?”“Tamam, yazarsın bana görüşürüz dikkat et kendine.”Kaan ufak ufak adımlamaya başlarken Burak’a el sallamayı ihmal etmemiş, Burak da aynı şekilde geri geri yürüyen oğlana el sallamıştı.“Sen de dikkat et kendine, bay bay.”En sonunda birbirlerinden ayrılıp yürümeye başladıklarında ikisi de ‘ilk buluşmalarının’ pek kötü geçmediğinden emindi; Burak annesinin attığı mesajları görmezden gelişi yüzünden dinlemek zorunda kalacağı nutukları bile kafasına takmamış, Kaan da babasının gününü zehir zıkkım etmesine izin vermeme kararı almıştı Zaten ikisinin de kafasında dönüp duran tek konu bu yeni arkadaşlıkları olduğu için anne ve babalarının söylenmeleri dışında düşünebilecekleri bir şeyler edinmişlerdi.
Ertesi gün Kaan, normalde hiç yapmadığı bir olaya girişerek sabah erken kalkmak adına alarm kurmuş ve cidden kalkmayı başarmıştı da. Normalde uyandığında kendisini dünyanın en aksi insanı olarak görür ve etrafındaki her şey ona batardı fakat bugün öyle değildi; bugün biraz daha.. özeldi. Üzerine ne giyeceğini düşünüp karar vermekte ikilemlere düşmesine neden olacak kadar önemli bir gündü bugün Kaan için. Özenli durmak istemiyordu, özensiz de durmak istemiyordu. Ne yapacağını bilemez bir şekilde yarım saat boyunca elbise dolabını kurcalayıp durduktan sonra çözüm olarak üzerine beyaz bir tişört eşliğinde şort giyme kararı almıştı; zaten kıyafetlerinin yarısı bu ikiliden oluştuğu için pek fazla seçeneği yoktu, ‘özel’ günlerde giydiği pantolon ve gömlekler vardı ek olarak. Bugün de özel sayılırdı fakat bahsedilen özel günler düğün dernek olduğu için arkadaş buluşmasına takım elbise giyerek gitmek garip duracağından o seçenekler çoktan elenmişti. Kaan’ın hazırlanma süreci son bulduğunda -ki gerçekten emek harcanmış bir süreçti; saç baş düzeltme, parfüm sıkma, üç beş dandik bileklik sonrasında odasından çıkma şerefini yerine getirebilmişti. Oğlunun keyifli keyifli mutfağa girdiğini gören annesi elindeki bulaşıkları tezgaha bırakıp üzerindeki önlüğe ıslak ellerini kurularken konuşmaya başlamıştı.“Oy benim oğluşum hazırlanmış da dışarılara mı gidiyormuş, nasıl da yakışıklı olmuş benim kuzum!”Annesini iltifatları yüzünden suratında oluşan utangaç gülümsemeye engel olamayan oğlan annesine yanaşıp kadının yanaklarını öpmüş, kendisi de annesinin sulu öpücüklerini sırayla almıştı yanaklarına.“Anne iyi olmuşum di mi?”Kaan sorduğu sorunun ardından manken misali annesine garip garip pozlar verirken annesi gülerek oğlunu onaylamış, bulaşık yıkama işini bir kenara bırakıp oğluna kahvaltı hazırlamak adına buzdolabına yönelmişti.“İyi olmuşsun yavrum iyi iyi.”Aynı saatlerde Burak, yarım yamalak alabildiği uykusunun verdiği huysuzluk ile kendini kahvaltı etmeye zorluyordu, biraz daha tabağındakilerle oynarsa annesi çatalını elinden alıp kendisi yedirmeye başlayacaktı bir an önce yemeğini bitirsin diye. Burak uzun bir süre boyunca sabahları bir şeyler yiyecek iştaha sahip olmadığını annesine anlatmaya çalışmış olsa bile umursanma durumu sıfırın da altındaydı, on yedi yaşına girmiş olmasına rağmen böyle basit şeyleri bile anne zoru ile yapıyor olması felaket kanına dokunuyordu.“Rasim Burak, hadi oğlum biraz acele et seni dershaneye bıraktıktan sonra gitmem gereken bir ton yer var daha.”Annesinin hazırladığı tabaktaki son peynir dilimini de ağzına atıp çiğnerken büyük bir yükten kurtulmuşçasına ayağa kalktığında hiç duraksamadan dişlerini fırçalamak için banyoya girmiş, vakit kaybetmemek için yarım yamalak fırçaladığı dişlerinin ardından çantasını takıp evden ayrılmıştı. Her ne kadar keyifsiz bir şekilde güne başlamış olsa bile genelde rutini tam olarak böyle ilerlediği için ve her şeyden önemlisi bugün Kaan ile buluşacağı için moralini düzeltmeye çalışıyordu. Mesaj atıp atmaması gerektiğini kendi içinde sorgulayıp dururken en sonunda biraz zor da olsa yeni arkadaşına mesaj atma cesaretini gösterebilmişti.
Kaan, ufak mesajlaşmalarına salak salak bakmaya devam ederken kafasından bir anda onlarca düşünce geçmeye başlamıştı ama bunların yarısını olumsuz olanlar oluşturuyordu; “Dün buluşalım dediğinde akşam buluşuruz demişti şimdi neden öğlene çekti acaba? Öylesine söyleyip sonra pişman olduğu için muhtemelen bir an önce buluşalım da evlerimize siktir olup gidelim diye düşündü kesin, attığım gülen suratlı mesaja da bu çocuk salak demiştir çünkü o bana gülen surat atmadı.. Muhtemelen bir daha konuşmayacağız neden bu kadar hazırlandım?” Oturduğu mutfak masasında, ellerini yanaklarına yerleştirip yüzünü aşağı doğru çekiştirirken kendisinin tam bir aptal olduğunu içinden tekrarlayıp duruyordu.Burak, dershanenin önünde arabadan indiğinde annesinin arabasının uzaklaştığını gördüğü an dik tutmaya çalıştığı omuzlarını serbest bırakarak cebinden sigara paketini çıkartmış, dershane binasının yanındaki ara sokağa girip aceleyle sigarasını yakmıştı. Bugün dershaneye gitmek istemiyordu ama annesi için böyle bir durum söz konusu bile olamayacağından sormamıştı bile gitmesem olur mu diye, yalnızca öğleden sonraki derslere girmeyecekti. Annesine mesaj gideceğini biliyordu fakat çok büyük bir problem olarak görmüyordu, genelde derslerini kaçırmadığı için ailesine kolayca bir şeyler sallayıp kurtulabileceğinden emindi. Aslında kafasını gerçek anlamda kurcalayan tek şey Kaan’dı, çocuğun yüzü gözünün önünden gitmiyordu bir türlü. Fazla mı bilinçliydi emin olamıyordu fakat bu durumun herhangi iki arkadaş, hele ki iki erkek arkadaş arasında yaşanıyor oluşunun normal olmadığını biliyordu. Kim bir günlük arkadaşını salak gibi tüm gece düşünürdü ki? Dün ayrılmalarından sonra sürekli bugünün nasıl geçeceğini kafasında kurgulamaya çalışıp durmuştu, Kaan’ı görmek istiyordu elinden geldiğince kısa sürede. Sigarasını bitirdikten sonra çantasından ayırmadığı parfümünü üzerine sıktıktan sonra bir fıs da ağzına sıkmış ve anında geri tükürerek ağzında oluşan iğrenç tat eşliğinde dershane binasına giriş yapmıştı.Öğlen vakitlerine doğru Kaan evden ayrılmış, dershanenin yolunu tutmuştu. İçindeki engel olamadığı gerginlik eşliğinde yolda yürürken kafasından türlü türlü senaryolar geçiyordu; Burak ile iyi anlaşıp gerçekten arkadaş olacaklardı ya da günleri zehir zıkkım olacak ve ikili anlaşamadıklarını kabullenip birbirlerinin hayatlarında ‘tanıdık’ olarak kalacaklardı. Kaan, Burak’ın kendisi ile anlaşabileceğini pek düşünemiyordu, bunun net bir nedeni de yoktu ama hisleri bu yöndeydi. Kafasını kurcalayan düşünceler eşliğinde dershaneye varan oğlan Burak’ın attığı konuma ne kadar sürede geldiğini hesaplamak için cebinden kırık telefonunu çıkartıp saate bakmış, buraya gelmesinin neredeyse kırk beş dakika sürdüğünü görmüş olması kendisini şaşırtmıştı. Birazcık erken gelmiş bile sayılırdı, Burak’ın dersinin bitmesine henüz yarım saatin olması Kaan’ı mutlu etmişti, geç kalmaktansa erken gelmiş olmasının daha iyi olduğunu düşünüyordu.
Yalnızca yarım saat erken gelmiş olmasına rağmen bu otuz dakika oğlana sanki hiç bitmeyecekmiş gibi gelmiş, öğrenciler yavaştan dershane binasından çıkmaya başladıklarında Kaan rahat bir nefes almıştı. Oturduğu kaldırımdan kalkıp giriş kapısına yanaşmış, gözleri Burak’ı aramaya başlamıştı dışarı çıkanların arasında. Burak, en sonunda kapıdan çıktığında gözleri kısacık bir süre etrafta dolanmış, sonrasında telefonuna uzanmasına gerek kalmadan Kaan’ı görmesiyle birlikte oğlanın yanına adımlayıp gülümseyerek selam vermişti Kaan’a.“Çok bekledin mi?”“Ha.. yok ya geç kalacağım sandım ucu ucuna yetiştim ben de.”“Anladım anladım, geç kalsaydın beklerdim zaten sorun yok.”Burak, kolunu Kaan’ın omzuna atıp adımlamaya başladığında gözü oğlanın elindeki telefona kaymış, aklına gelen fikirle birlikte yolunu çevirmiş, omzuna kolunu attığı oğlanı da kendisiyle birlikte çevirip ilerlemeye başlamıştı.“Gel, bowlinge gitmeden öncebir yere uğramam lazım benim.”“Nereye?”“Göreceksin ya şimdi zaten.”Kaan merak etse bile bir şey dememiş, Burak’ın yönlendirmeleri eşliğinde yürümeye başlamıştı. On-on beş dakikalık sessiz yürüyüşün ardından geldikleri yerin telefon tamiri yapan bir dükkan olduğunu fark eden Kaan adımlarını yavaşlatırken Burak anlık olarak Kaan’a dönmüş, aynı şekilde yavaş adımlar atarken konuşmaya başlamıştı.“Yaptıramayacağını düşündüğüm ya da acıma duygusu hissettiğim için değil, içimden geldiği için. Zaten kendim için de telefon kılıfı ile şarj aleti almam gerekiyor köpek kemirmiş yine şarj aletimi.”“Ne diyorsun lan, gerek yok öyle bir şeye kendimi çok mahcup hissederim, ciddiyim gerek yok.”“Gerek olduğu için değil zaten Kaan, benim içimden geldiği için diyorum ya. Sen çok gereksiz olduğunu düşünüyorsan akşam eve gidince ekranı tekrardan kırarsın.”Kaan, aklının ucundan bile geçmeyen bu durum karşısında verebilecek bir tepki bile bulamıyordu. Bir anda duyguları karman çorman olmuştu, uzun uzun ısrar da etmek istemiyordu çünkü hem Burak daha ısrarcı bir tutum ile karşılık verecekti bu belliydi, hem de aynı şeyi kendisi yapsa ve reddedilse muhtemelen üzülürdü.“Teşekkür ederim.. ama cidden gerek yoktu, çok mahcup oldum.”“Eğer mahcup hissediyorsan sen de bize dondurma ısmarla hava çok sıcak iyi gelir."“Öyle olsun bari bu sefer.”Tuna’nın bile (kaç yıllık arkadaşlardı sonuçta) böyle bir teklifte bir kez dahi bulunmadığı göz önünde bulundurulunca Kaan kendini daha da garip hissetmişti ama bir yandan da mutlu hissediyordu. Genelde mutluysa mutlu, üzgünse üzgün ve sinirliyse de sinirli olurdu fakat o an ne hissettiğini kendisi de anlamlandıramıyordu; mutlulukla karışık hüzün mü hissediyordu, sadece mutlu muydu yoksa başka bir şeyler de araya sıkışmış mıydı bilemiyordu.
“Ne?”Cevap beklercesine Kaan’ı seyrederken gözleri oğlanın yüzünü incelemeye devam etmişti, belli belirsiz çillerini dün hiç görmemişti ve şimdi görmek Kaan’a ne kadar yakıştıklarını fark ettirmişti.“Çizmek için diyorum lan sapık değilim merak etme, pratik yapmaya çalışıyorum farklı insan tipleriyle. Üniversite sınavında lazım olacak ya bana, oradan buradan bulduğum rastgele insanları çizmektense seni çizerim hem benim işim görülür hem de çizince sana hediye ederim, ne diyo’n?”Burak yürümeye devam ederken bir yandan Kaan’ın telaşlı yüzüne bakmaya çalışıyor bir yandan da gülmemek için zor duruyordu. Kaan’ın telaşlı telaşlı açıklama yapmaya çalışması ve sonrasında kendisinin de bu durumu fark edip olayı toplama girişimi Burak’a ‘biraz’ fazla tatlı gelmişti.“Atarım atarım, nasıl fotoğraflar istiyorsun ki ne yapmam lazım benim?”Kaan, yaptığı açıklamanın yanlış anlaşılmaları önlediğini fark ederek rahat bir nefes almıştı. Bir anda böyle bir istekte bulunması kendisine de komik gelmemiş değildi, genelde ya internetten birilerini bulup çizer ya da dışarı çıktığı zamanlar rastgele insanları olabildiğince rahatsız etmemeye çalışarak karalamalar yapardı. Burak’ın olumlu yaklaşımı kendisini fazlasıyla mutlu ettiğinden eve gittiği an çizime oturma kararı almıştı, hatta çizim yapmak için can attığı nadir anlardan birisi yaşanıyordu Kaan için. Bu heyecanı ister istemez suratına da yansımış, yüzüne yerleşen tebessüm eşliğinde Burak’a cevap vermeye koyulmuştu hemen.“Hiç fark etmez ama şu an genelde ufak portreler çiziyorum karakter tiplemeleri gibi şeyler için. Yüzünü birkaç açıdan atsan yeterli senlik sorun yoksa tabii.”Burak, Kaan’ın bu duruma bu kadar heyecanlanmasını beklemediğinden oğlanın gülümseyen yüzünü birkaç saniye boyunca seyretmiş, söylediklerini onaylarcasına başını salladıktan sonra elini oğlanın omzundan ayırıp yolu işaret etmişti.“Şurada bir yerde pilavcı var, tavuk pilav yiyelim mi? Öğle arası burada yiyorum ben genelde.”“Yerim, yerim hiç problem yok. Zaten spora başlama niyetim vardı şu sıra kendimi tavuk pilava zorluyorum sürekli. Çok zayıfmışım gibi hissediyorum ya.”“Zayıflığını bilemem de sen sanki benden bayağı bir kısasın.”Kaan, Burak’a göz devirdikten sonra adımlarını yavaşlatmıştı.“Abartma lan, o kadar kısa değilim sende problem var.”Bir yandan Burak’a laf yetiştirirken bir yandan da olabildiğine dik durarak Burak ile olan boyunu karşılaştırmaya çalışıyordu.“Boyun kaç senin Kaan?”“Seksen, senin kaç?”“Doksan üç olması lazım.”“Yuh ya, anan mı uzun baban mı uzun nerden geldi sana bu boy?”Burak, Kaan’ın sözlerine gülmeden edememiş, yalnızca omuz silkerek cevap vermişti. Pilavcıya varana kadar Kaan’ın ‘ben daha uzarım, sen sulak alanda yetişmişsin’ muhabbeti sürmüş, içeri girdiklerinde boş buldukları ilk masaya oturup siparişlerini vermişlerdi. Doyup doymayacağından çok emin olamasa da küçük porsiyon isteyen Kaan bir yandan cebindeki harçlığı düşünmek zorunda olduğundan bu konuyu çok sorun etmemeye karar vermiş, akşama kadar çok acıkmamayı dilemişti yalnızca.
Burak Kaan’a bakışlarını çevirdiğinde Kaan açıklama yapma ihtiyacına girerek sandalyesine otururken konuşmaya başlamıştı.“Annemi aradım ya aklıma geldi bir anda kasiyer abiden telefon istedim, ulaşamazsa aklı bende kalır panik atak falan geçirir şimdi o.”“Anladım anladım, benden de arardık acele etmene ne gerek var o kadar çocuk? Neyse, şunları ödeyelim de gidelim hadi, doydun mu sen?”“Doydum doydum, ödedim ben ayrıca gidelim hadi.”İkili ayaklandıklarında Burak kafasını sola doğru eğerek elini önünde duran Kaan’ın omzuna koymuş ve oğlanın omzuna hafifçe birkaç kez vurduktan sonra yürümesi için kendine doğru çekmişti.“Sen bayağı eşek çıktın, Kaan.”
Burak Kaan’ın tepkisine gülerek elini kendisine yaklaşan oğlanın omzuna koymuş, hafifçe omzunu sıktıktan sonra birlikte toplara doğru birkaç adım atmışlardı.“Sözümü dinlesene sen benim, düzgün bir top seçelim sana diyorum delikanlılık taslıyorsun bana.”Kaan Burak’ın sözlerine hak verircesine başını sallamış, bu sefer Burak’ın kendisi için seçtiği topu eline almıştı ve gerçekten beklediğinden çok daha iyi bir performans sergilemeyi başarmıştı; üç tane lobut devrilmişti. Sevinse mi üzülse mi bilemeyen oğlan kenara çekilip Burak’ın atışını seyretmeye başlamış, Burak tam da kendisinden bekleneceği gibi lobutların neredeyse hepsini devirmeyi başarmıştı.“Ya ben de böyle atmak istiyo’m.”
Oyunları Burak’ın kazanmasıyla sonlandığında Kaan Burak’ı tebrik etmiş, bir dahaki sefere kesinlikle Burak’ı yeneceğini dillendirmeyi de ihmal etmemişti. Alışveriş merkezinden çıktıklarında Burak sigarasını yakmış, Kaan’ın kendisini seyrettiğini fark ettiğinde paketi Kaan’a uzatır gibi olup geri çekilmişti.
“Benim sigara sana ağır geliyordu ben onu unuttum bak yine.”“La, versene bi’ tane.”Burak gözlüklerinin üzerinden Kaan’a baktıktan sonra kendi sigarasını Kaan’ın dudaklarına doğru götürmüş, Kaan Burak’ın elindeki sigaraya uzansa bile Burak oğlanın eline almasına müsaade etmeden bir kez sigaradan çekmesine izin vermişti yalnızca.“Yeter sana bu kadar.”Bu sözlerinin ardından kolundaki saate bakan oğlan ufak bir iç çekmiş, telefonunu cebinden çıkartıp annesinin kendisini kaç kez aradığına baktıktan sonra telefonu tekrar cebine koymuştu. Bu akşam azar işiteceği kesinleştiği için kafası rahatlamış, sigarasını içmeyi sürdürürken geldikleri yola doğru yönelmişti. Telefoncuya varana kadar birazı bowling birazı bilgisayar oyunları ve birazı da dersler olacak şekilde aralarında sürekli konudan konuya atlayan oğlanlar en sonunda varış noktalarına ulaştıklarında Burak’ın telefonu yine cebinde titremeye başlamıştı. Bu kez arayanın babası olduğunu gördüğünde Kaan’a başıyla içeri girmesini işaret etmiş ve telefonu açıp uzaklaşmadan önce ‘sen geç hemen geleceğim ben’ demeyi ihmal etmeyerek telefoncunun önünden uzaklaşmıştı birazcık.
“Efendim baba?”“Benim telefonlarım neden açılmıyor Rasim Burak? Neredesin sen? Derslerine de girmemişsin, neredesin sen?”Annesinin bağırışlarını duymak sanki Burak'ın beynine kan sıçramış gibi hissettirmişti, telefonun ucunda annesinin ona seslenişini duyuyordu fakat ne cevap verebileceğini bilmiyordu. İlk defa böyle bir durum içerisine düşmüştü ve kafasını toparlayabilecek birkaç saniyeye ihtiyacı vardı. Annesinin telefonun ucunda 'alo, kime diyorum Rasim, atıyor musun konumu atmıyor musun?' gibi bağırışlarını duymamak için telefonu aşağı indirip bakışlarını telefoncuya çevirmişti. Kaan, tamirci adamın anlattığı talimatları kulak kesilmiş dinlerken başını yukarı aşağı sallıyor, telefonunu da sıkı sıkıya ellerinde tutuyordu. En mantıklı çözümün telefondan o an kurtulmak olduğunu düşünen Burak hiç duraksamadan telefonu annesinin suratına kapatmış, üstüne bir de telefonu kapatmıştı. Annesinin deliye döneceğinden haberi elbette ki vardı fakat bu durumu umursamamaya çalışarak telefonunu cebine atmıştı. Silkinip günü güzel kapatma umuduyla dükkana yönelmiş, adam telefona ne yaptığını ne ettiğini anlatırken Burak boş boş kafasını sallayarak adamı onaylamaya başlamıştı. En sonunda iş ödeme kısmına geldiğinde Burak cüzdanını çıkartıp ücretini öderken Kaan, Burak’ın arkasında sevinip sevinmeme arasında kalmış bir şekilde telefonunun uzun zamandır sağlam görmediği ekranını seyrediyordu. Dışarı çıktıklarında Kaan ne yapacağını bilemeyerek Burak’a yanaşmış, oğlana sarılmıştı.
“Çok teşekkür ederim, çok mahcup hissediyorum valla.”“Rica ederim, teşekkür edip durma artık çocuk. Seni mutlu ettiyse beni de mutlu etti, abartacak bir şey yok hadi hadi.”Burak Kaan’ın sırtını sıvazladıktan sonra geri çekilmiş, birkaç saniye oğlanın yüzünü seyrettikten sonra gülümseyerek Kaan’ın saçlarını karıştırmıştı eliyle.
“Sen iyi misin? Kötü bi’ şey mi olmuş?”“Hı? Yoo, niye?”“Bİlmiyo’m içeri girerken bi yüzün düşmüş gibiydi.”"Haa, annem aradı ya, merak etmiş de."Burak nasıl bir açıklama yapacağını bilemiyordu, 'Kaan benim annem kontrol manyağı bir deli, onun onayını almadan A demeye kalksam tepeme çöker, neden böyle bilmiyorum ve bazen o kadar bunaltıyor ki bu durum beni kendimi apartmanın tepesinden atasım geliyor’ gibisinden bir açıklama gayet makul olurdu aslında fakat Burak bunları sesli söyleyebilecek kapasiteye sahip bir çocuk değildi.“He, saat de bayağı geçmiş normal, yazık kadın merak eder tabii.”"Aynen aynen eve gitmem lazım o yüzden, bir de şimdi aklıma geldi Tuna’ya haber vermeyi unuttuk biz. Eksikliğini hiç hissetmemişim."Tunahan’ın varlığını bugün tamamen unuttuğunu fark eden Kaan şaşkınlıkla kaşlarını kaldırırken onay verircesine başını sallamıştı, ciddi ciddi Tuna aklına bile gelmemişti."O da bizi arayıp sormadı, amaan boş ver onun takılacak arkadaşı çok zaten."Kaan elini umursamazca sallarken Burak ile ayrılma zamanının gelmiş olmasının verdiği hüzün ile yüzünün az buçuk düşmesine engel olamamıştı, tüm günü neredeyse birlikte geçirmiş olsalar bile sanki yeteri kadar vakit geçirememişler gibi hissediyordu. Yola koyulduklarında dönüş yollarının bir kısmı sessiz, bir kısmı da Kaan'ın sigara içemeyişinin getirdiği öksürükler ve Burak'ın bıyık altından gülüşleri ile geçmişti. Yollarının ayrılacağı caddeye geldiklerinde Burak Kaan'a yanaşıp sarılmayı eksik etmemişti, Kaan da karşılık vermekten hiç kaçınmamıştı.“Kendine dikkat et hadi, eve gidince haber ver.”“Veririm veririm, telefonun ekranı sağlam ya hemen birileriyle mesajlaşmam lazım, eve git direkt mesajlaşalım yaptırdığına değsin.”Burak oğlanın söylediklerine gülerek başını salladıktan sonra ufak el sallama seansları sonunda ikili ayrı yollardan ilerlemeye başlamıştı bile. Kaan yolda yürürken telefonunun ekranını seyredip duruyordu, bir yanı fazlası ile mutluydu ama diğer yanı ailesine telefon konusunda nasıl bir açıklama yapması gerektiğini sorgulamaktan geri kalmıyordu. Arkadaşının yaptırdığını söylese babası sağlam kızardı, ‘milletin çocuğunun derdi bi’ sen mi kaldın’ gibisinden bir cümle ile karşılaşacağına emindi, yalnızca babasının telefonunun yeni halini görmemesini umuyordu.
Burak, eve vardığında annesi direkt olarak kapıda karşılamıştı kendisini. Kolundaki çantası eşliğinde odasına doğru yürürken annesinin parmakları oğlanın kolunu kavramış ve kendisine çevirmişti oğlunu."Sen ne hakla benim suratıma telefon kapatıyorsun? Ben seni bu kadar saygısız bir çocuk olarak yetiştirmedim Burak, kim bilir nasıl tiplerle takılıyorsun da seni bu hâle getiriyorlar. Aç telefonunu çabuk bakacağım!"Böyle tepkileri annesinden beklediği için zor da olsa sakinliğini korumayı başaran Burak kolunu annesinin elinden kurtardığı an konuşmaya başlamıştı."O an öyle olması gerekiyordu anne, beni bu hâle getiren de sensin.Telefonumu açmayacağım, bakmanı istemiyorum."Burak bu sözleri söyledikten sonra yanağına yediği tokat hızlıca yanağının kızarmasına sebep olmuştu, sadece odasına gitmek ve şu an yaşadığı ne var ne yoksa unutup yatarak tavanı izlemek istiyordu."Telefonunu ver, çabuk!"İtiraz etmekle uğraşmadan telefonu cebinden çıkartıp annesine verdikten sonra adımlarını hızlı bir şekilde odasına yöneltmiş, kapıyı kapatıp bir de kilitlemişti. Omzundaki çantayı bıraktıktan sonra bedenini olduğu gibi yatağa bırakmış, gözlerini kapatıp birkaç saniye sakinleşmek adına derin nefesler almaya başlamıştı. Annesini kızdırdığını biliyordu fakat tokat yemesini gerektirecek kadar büyük bir olay yaşandığını da düşünmüyordu, belki annesine cevap verdiği için böyle olmuştu. Kaan'a yazamayacak oluşunu göz ardı etmeye ve daha sonra düşünmeye çalışıyordu çünkü Kaan'ın daha fazla kafasını kurcalamasını istemiyordu fakat kafasında dönen tek şey ‘Kaan bana yazacak ve ben cevap veremeyeceğim’ düşüncesiydi.Kaan eve girdiğinde odasına geçene kadar telefonunu cebinden çıkartmamış, devlet sırrı saklarcasına telefonu saklamıştı. Belki bu kadar büyük bir konu değildi fakat kendisi üzerine bir sürü ihtimal düşündüğü için kendini korkutuyordu.
Odaya girer girmez üstünü bile çıkartmak ile uğraşmadan yatağa uzanıp telefonunu çıkartmış, Burak’a dair herhangi bir bildirim göremeyince kendisi mesaj atmaya karar vermişti.